Technical Problems - We are experiencing some server overload causing major slowness in performance - please be patient while we solve the problems.
armeneusa Liz Armeneusa

Kendimi bildiğim bir şehrin ortasında kaybolmuş gibi hissediyordum ve bunu engelleyebilecek hiçbir şey yoktu.


Romantizm Young Adult Romance Sadece 18 yaş üstü için.

#love #turk #turkish #turkey
2
2.7k GÖRÜNTÜLEME
Devam etmekte - Yeni bölüm Her Pazar
okuma zamanı
AA Paylaş

Bar

Bol bol vote vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.🙏🙏🙏

Kendimi bildiğim bir şehrin ortasında kaybolmuş gibi hissediyordum. Oysaki burayı avucumun içi gibi bilirdim ama bunu artık umursamıyordum. Son zamanlarda yolunda giden hiçbir şey yoktu ve hayatım ne zaman bu kadar yolundan çıkmıştı, doğrusu bunu hatırlamıyordum.

İnsanların ucuzlukları, üçkağıtçı ve içten pazarlıklı tavırları hep var mıydı yoksa ben mi yeni fark ediyordum bilemiyorum. Sanırım bu gece hiçbir şeyi kafaya takmamaya karar vermiştim. Tam olarak şuan tabi ki.

Sokaklardaki bomboş gezintimi sona erdirip kafayı bulmam gerektiğini düşündüm. Eskiden bunu arkadaşlarımla çok sık yapardık. Tabi bu fi tarihinden önce falandı. O zamanlar tam bir parti kızıydım ve yaptıklarımdan dolayı çokta gurur duymuyorum.

Suratsız insanların olduğu bir yola saptım. Burası barları ile ünlü bir sokaktı. Eski hayatımı kesinlikle özlemiyordum ama bazen anlamsızca kafa dağıtmayı istiyordum. Sıradan yerel bir eğlence mekanını gözüme kestirerek ilerledim. İçkileri kalitesiz sayılmazdı ama bu konuda bir efsane değillerdi.

Dizaynı oldukça sade olan sıradan bir mekandı. Ahşap ağırlıklı döşemesi ortamın nemini çoğu oranda azaltmıştı. Daha demin dışarıdayken nemden şikayet eden insanlarla karşılaşmıştım. Sanırım burada öyle bir sorunla karşılaşmayacaktım.

"Harika." diye düşündüm. Ortamı coşturacak disko müzikleri çalıyordu. Eğlence anlayışım her zaman kaliteden yanaydı ama bu gece tüm kurallarımı yıkacaktım. Buraya gelirken de kesinlikle bunu amaçlamıştım. Bir gece bile olsa doğruları ya da yanlışları düşünmek istemiyordum.

Kendi içime kapanarak geçirdiğim yılların hatta sadece doğru şeyleri yapmaya çalışarak geçirdiğim anların sonunda bile elde ettiğim tek şey hiçlikti. Bu gece eski ben olmasam bile şimdiki doğruları yapmaya çalışan kişi de olmayacaktım.

Kapıdan girdiğimden beri müziğin ritmine ayak uydurarak dans eden kalabalığa şöyle bir göz attım. Onlardan daha çılgın dans ettiğim zamanlar olmuştu ama önce o havaya girmem gerekiyordu. Kendimden emin adımlarla yürüdüm ve bir bar taburesine oturdum.

Barmen bana yaklaşırken sevimli bir şekilde bir absent istedim. O bardağımı hazırlarken etrafa bakınmakta bir sakınca görmedim. Dikkatimi daha çok boya küpüne batarak kendini kaybetmişçesine dans eden kızlar çekiyordu. Birkaç tanesi yanlarındaki adamların içine düşecek gibiydi. Gözlerimi onlardan çekip barmenin uzattığı bardağımı yudumladım.

Herkes ortama uygun giyinmişti ya da ona göre davranıyordu. İçkimi yudumlarken kendi kıyafetlerime baktım. Bunlar günlük bir gezinti için daha uygundu. Çünkü yırtık bir kot ve beyaz bir gömlek giyinmiştim. İçimden kendime küfredip en azından bir elbise ya da mini bir etek giyebilirdim diye düşündüm. Gerçi planlarımın arasında burada bir içki içmek yoktu. Bundan dolayı sadece içkimi içip gidebileceğime karar verdim.

Karşımdaki taburelere birkaç genç adamın gelmesiyle oraya yan bir bakış attım. Oldukça yakışıklı birkaç genç adam az önce başka adamların içine düşmeye gönüllü olan o kadınlardan bazılarıyla takılmaya başlıyordu. Hatta bir iki tanesi gözlerine kestirdikleri kızlara içecek bir şeyler ısmarlıyordu. Onların çapkın bakışlarını kendi üzerimde istemediğime emindim ve etek giyinmediğime ilk kez memnun olmuştum.

Yanımdaki tabure çekilince istemsizce rahatsız oldum. Çok geçmeden bunun gereksiz bir tepki olduğunu anladım. Çünkü genç bir çiftti ve birbirleri ile flört ediyorlardı. Bardağımı elimde tutarken aklımdaki tek şey yalnız olduğumdu. Galiba buradan çıktığımda da yalnız olacaktım.

Uzun bir zamandır doğruları yapmaya programlanmış kişiliğim şuan burada ne halt yediğimi soruyordu kendime. Halbuki iç sesim çoktan kendi sesini yükselterek "Eskiden nasıl bir parti kızı olduğunu hala hatırlıyorsun değil mi seni sürtük?" diye sormuştu. O kızı çok iyi hatırlıyordum ve onunla gurur duymuyordum.

Seslerini işittiğim çiftin birbirini tanımadığını anladım. Bazen erkeklerle flört etmeyi özlüyordum. Çoğu zaman daha fazlasını istemiyorum desem yalan olurdu. Ciddi bir ilişki aramıyordum ama anlamsız bir sekside isteyip istemediğimden artık emin değildim. Tabi ki bunun anlamsız olması gerekmiyordu. Yine de tamamen tanımadığım bir yabancıya arada hiçbir çekim olmadan kendimi teslim etmek sanırım yapmak istediğim bir şey değildi.

Geçmişimdeki anlamsız ilişkilerimi göz önüne alınca şuan dönüştüğüm kişiye bu benim diyemiyordum. Kesinlikle şimdi dönüştüğüm kişiyi tanımıyordum ve sanırım tamda şuanda bile doğru davranmaya çalışıyordum. Belki de bu gece yalnız olsam daha iyi olacaktı.

Nakit olarak içkimin parasını öderken kendime kısacık bir zaman tanıdım. Sarhoş gibi hissetmiyordum. Uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen içkiye yine de dayanıklıydım. Daha fazla içmesem iyi olacaktı. Çünkü sosyal içicilik ile bağımlılık arasında ince bir çizgi vardı. Bu sınır geçilirse sarhoş olmak ya da ayyaş bir çapulcuya dönüşmek fazla uzun sürmezdi.

Zihnimin ayık olmasını seviyordum. İrademi kaybetmek istediğim en son şey bile değildi. Sabah uyandığımda kesinlikle başağrısı çekmek istemiyordum. Üstelik kusmakta işime gelmezdi açıkçası.

Taburemde dönerek çevreme bakındım. Gitmek için hala geç sayılmazdı. DJ hareketli müzikten sonra daha slow olanlara geçmişti. Yüzümdeki garip bir gülümsemeye engel olamadım. Az önce zihnimin ayık olduğunu mu söylemiştim? Sözümü geri alıyorum. Sanırım hafiften sarhoş oluyordum. İçime daha önce farketmediğim bir cesaret kaçmıştı ve bende tamamen onun kuklası olmuştum.

Ayaklarım kesinlikle beni dinlemiyordu. Nereye gidiyordu bunlar diye sorarken kendimi DJ'in yanında buldum. Zihnim hala berrak denecek kadar açıktı ama içimde engelleyemediğim cesur bir kız vardı. Konuşurken dilimin birbirine dolanacağını sanıyordum ama tamamen yanılmıştım. Sesim pürüzsüz çıkıyor ve tamamen kendinden emin konuşuyordu.

DJ'den bir şarkı seslendirmek için izin istiyordum. Yerel bir barda canlı müzik yapıyordum sanırım. Kesinlikle kendime engel olamıyordum. Genç adama birkaç şey daha söyledikten sonra elimde bir mikrofonla piste çıkmıştım ve genç DJ benden başlamak için onay bekliyordu. Ben bu adamı neye ikna etmiştim ki diye düşünürken "Ah! Evet." dedim sessizce "Şarkı söylemek için..." diye tamamladım sözlerimi.

DJ'e müziği başlatması için onay verdim. Dans müzikleri bittiğinden beri dans pistinde hemen hemen kimse kalmamıştı. Benim müziğimin sesi duyulurken bende slow olarak başlayan bir şarkıyı seslendiriyordum.

Kısa bir süre içinde hala güzel olan ve pürüzsüz bir ipeksilikte insan ruhunu okşayan sesimle Don Diablo'nun "We Are Love" şarkısını benden dinleyenler gerçektende bunun devamını bekliyordu. Şarkının giriş kısmını devamından daha çok seviyordum ve şuan ki ruh halime uyuyordu.

"Ne yaptığımızı bilmiyoruz,
Ama gururluyuz.
Bazen her şey kafa karıştırıyor.
Çok gürültülü bir dünyada
Bağlanıyoruz, parlıyoruz, her nefesi tutuyoruz...
Pişman olmayacağız, asla unutmayacağım." anlamına gelen giriş kısmını gerçekten büyük bir zevkle söylemiştim.

Nakarat kısımlarında hareketlenen şarkı beni de hareketlendirmişti. Yerimde duramadan sürekli dans edesim geliyordu. Elimdeki mikrofonu bir yerlere bıraktım ve tamamen müziğe adapte oldum. DJ zaten şarkının devamında slowdan hareketli parçalara geçtiğinde kendimi yıllar önceki aptal kız gibi hissediyordum.

Uslanmaz, arsız tarafım ortaya çıkmıştı ve ben yine küfrediyordum. Sürtük olan tarafım tüm kontrolümü ele geçirmişti. Ben şimdiden pişman olmaktan korkuyordum. Sanırım tek bardak bile olsa alkollü bir şey içmemeliydim.

Kıvrak bir şekilde bedenimi hareket ettirirken ellerim kendiliğinden gömleğimin düğmelerine gitti ve onu üzerimden attım. İnce dantelli sütyen ve ip askılı atletim ile kalınca daha da patlayan bir enerjiyle kendimi ortama iyice kaptırdım. Çevremde dans etmeye başlayan bir adamı kendime çekerek az önceki kızların yaptığı gibi adamın içine düşercesine dans ettim. Adamı kendime sabitleyerek bir nevi direk dansı yaptığımı bile söyleyebilirdim.

Kendimi ondan uzaklaştırıp başka bir adamın kollarına girerek bir kucak dansı yaptığımda az öncekinin aksine şimdi herkesin odağında ben vardım. Tıpkı eskiden olduğu gibi. Bir tarafım ilgi odağı olmaktan keyif alıyordu. Diğer taraftan doğruyu yapmaya çalışan tarafımla bağlarımın koptuğunu hissediyordum.

Kendimi yavaş yavaş başka kucaklarda buluyordum. Hepsine birer ziyafet sunar gibi kıvrımlı bedenime bakma şansı veriyordum. Karşılığında da beni öven, ne kadar güzel olduğumu söyleyen bir söz duyuyordum. Yinede bana dokunmalarına izin vermiyordum. Bu onları hem tahrik ediyordu, hem de onlara daha fazla karşılık vermiyor olmam onları deli ediyordu. Bunu onların gözlerinde görüyordum. Hepsi de şuan deli gibi beni arzuluyordu ama ben buna izin vermeyecektim.

Müzik bitince kucak dansıma son verip nereye attığımı hatırlamadığım gömleğimi aradım. Bunda başarısız olunca az önceki tabureme yöneldim. Birilerinin benim hakkımda konuştuklarını duyuyordum. Neredeyse ıslık çalarak "Kim bu fıstık?" diye soran birine bir başkasının "Umarım bana numarasını verir." dediğini işittim.

Hepsi bunu rüyasında görürdü. Öyle bir şey olmayacaktı ve buradan tek başıma ayrılmaya kararlıydım. Tabureme döndüğümde barmene bana bir taksi çağırmasını rica ettim. Kulağıma oldukça slow bir fon müziği çalındı. İşte yine kendi sessizliğimde boğuluyordum.

Üstümde sadece ip askılı atlet ve ince dantelli sütyenim vardı. İncecik kumaşın örtemediği kısımlardan taşan göğüslerim kendimi çok çıplak ve savunmasız hissettiriyordu. Kollarımı bedenime doladım kendimi korumak istercesine. Ben burada ne halt ediyordum?

Genç bir adam yanıma yaklaştığında gözlerimde beliren korkuyu görmemesini umuyordum. Cesaret kırıntılarından arta kalan bir güvenle başımı kaldırdım ve tereddütle baktım. Elinde kirlenmiş gömleğim vardı. Sanırım yere atmıştım ve birileri ona ayağıyla basmıştı. Kesinlikle hiç iyi görünmüyordu.

Oturduğum tabureye yaklaşan genç adam gömleği bar tezgahına bıraktı. O sırada barmen taksinin biraz geç kalacağını söylediğinde genç adamın doğru bir karar verdiğime dair bir şeyler söylediğini duydum ama ne demek istediğini sormadım.

Barmene teşekkür ettikten sonra artık giyilemeyecek kadar kirlenmiş gömleğimi almaya elim varmadı. Onun gitmesi gereken yer tamamen çöptü. Biz daha bir şey konuşamadan genç adamın gideceğini düşünüyordum. Gitmedi ama başka bir şeyde söylemedi.

Yanıma yaklaşan başka bir adam laf atar gibi olduğunda istemsizce huzursuz oldum. Koluma değen elini ittirdiğimde gömleğimi getiren genç adam koruyucu bir şövalye gibi ortaya çıktı ve "Bir sorun mu var arkadaşım?" diye sordu sert bir sesle.

Diğer adam kendi işine bakmasını söylediğinde yanımdaki genç adam barmene bir işaret yaptı ve çok geçmeden ortaya çıkan iki izbandut gibi adam muhtemelen güvenlik veya işletme sahipleri beni rahatsız eden adamı yaka paça uzaklaştırdılar.

Genç adama çok minnettardım ama kollarımı bedenimden ayıramıyordum. Rahatsızlığımın farkına varmış gibi üzerindeki deri ceketi çıkararak omuzlarıma bıraktı. Bu hareketine de çok minnettardım. Teşekkür ederek deri ceketi üzerime geçirdim. Fermuarını yakamı kapatana kadar yukarı çekmeyi ihmal etmedim. Sonrada uzun saçlarımı serbest bıraktım.

Genç adam barmene benim için sert bir kahve yapmasını söylediğinde bunu yadırgadım. Burada alkolden başka bir içecek bulabileceğimden emin değildim ama bunu söylemedim. Çok geçmeden acı olduğuna emin olduğum ve bunu tarif ederken her zaman zehir zıkkım diye tarif ettiğim kahveyi yüzümü buruşturarak içmeye çalıştım.

Buna değişik bir anlam yükleyip yüklememekte emin olamadığım kadar tatlı gülümseyen genç adam "Nasıl, çok güzel değil mi?" diye sordu. O da bir tabureye oturmuş ve ne diyeceğimi bekliyordu.

"Ya, ne demezsin!" diyerek sustum. Acı kahveden zorla bir yudum daha aldım. Orta şekerli olsa ayılamaz mıydım yani? Düşündüm de sanırım bu kadar etkili olmazdı. Beni bu iğrenç tat kendime getirirdi ancak.

Birkaç yudumda yarısını bitirdiğimde yüzümü inceleyen adamın sesini duydum. "Kaç yaşındasın sen? Ergenleri buraya aldıklarını bilmiyordum." dediğinde onun bana takıldığını anladım ve gözlerimi kısarak ölümcül bakışlarımı çevirdim ona.

"26 yaşında olanların ergen sayıldığını bilmiyordum. Öğrendiğim iyi oldu bak. Çok sağol, kesin işime yarayacak." dedim onu tersleyerek.

Bana inanamayan gözlerle bakan genç adam sanırım sahiden de söylediğime inanamıyordu. Kendini toparlayıp "Adın ne senin?" diye sordu. Hala ayılıp ayılamadığımdan emin olmaya çalışır gibiydi. Gözlerimi açıp kapattığımda bende zihnimdeki berraklığı hissediyordum ve sanki biraz bulanmış gibiydi.

"Aleyna." dedim ama bu sırada yine hareketli bir şeyler çalmaya başlamıştı ve beni tam anlamıyla duyabildiğini sanmıyordum. Birine bir şeyler söyledi ya da ben öyle sandım hareketlerinden dolayı. Çok geçmeden sesler kısılmış yine slow bir şeyler çalıyordu.

Tekrar bana odaklanan gözleri tüm dikkatini bana yönelttiğini gösteriyordu. Daha aklı başında davranarak oturduğum yerde doğruldum ve ona çevirdim bedenimi. Artık beni tamamen duyabildiğine emindim. Biraz daha ona yaklaşarak hafiften sesimi yükselttim.

"Ben Aleyna. Ya sen kimsin?" diye sordum. Ona doğru yaklaşmış bedenime bakındı, sonrada kulağıma yaklaştı. "Serkan." dediğini duyduğumda gülümsedim. Elimi uzatarak hafiften dolaşan dilimle "Memnun oldum." dedim.

Elimi tutarak beni kendine çekti. "Yanında bir kimliğin var değil mi Aleyna?" diye sordu. Ben bu sorusuna çoktan kaşlarımı çatmıştım bile.

"Kimliksiz dışarı çıkılır mı hiç?" derken buldum kendimi. Boşta kalan elimle pantolonumun derin arka ceplerinden birini karıştırdım. Elime geçen kartı çıkarıp karşımdaki meraklı genç adama uzattım. Serkan eline aldığı kimliğimi incelerken hala bir elimi tutuyordu.

"Aleyna Demir." dedi ve kısa bir duraklamanın ardından yine o çok tatlı gülümsemesine büründü yüzü. "Gerçekten de 26 yaşındasın." dediğinde ona surat astım.

"Bana inanmadın!" dedim kırgınlıkla. Buna neden takıldığımı bende bilmiyordum ama bozulmuştum işte. Serkan iyice yanıma yaklaşarak "Kafan güzel olunca dediğine inanmak biraz güçtü benim için." dedi. "Üstelik dudak uçuklatan kucak dansın aklının tam anlamıyla yerinde olmadığını düşündürdü."

Son sözlerine ilkinden daha çok bozulmuştum. Elimi tutan kolunu iterek kendimden uzaklaştırdım onu. Hala elindeki kimliğimi aldım ve arka cebime tıkıştırdım. Oradan kaçıp gitmek istiyordum ve tabureden inerek hareketlendim. Serkan kolumu tuttuğunda imdadıma yetişen bir can kurtaran olduğuna karar verdiğim barmen "Taksi geldi hanımefendi." dediğinde boynuna sarılabilirdim.

Kolundan bir kez daha kurtulduğumda "Hemen gidiyorum." dedim. Üzerimdeki deri cekete takılan gözlerim sıkıntıyla kapandı. Sanırım bunu yapmak zorundaydım. Fermuarına giden elimi aşağı indirdiğimde elime yapışan bu genç adam gözlerime öfkesini kusuyordu.

İndirdiğim fermuarı tekrar yukarı çekip aynı şiddetle havayı keskin bir bıçak gibi keserek "Hanımefendi hiçbir yere gitmiyor." dedi. Serkan'ın bakışlarıyla barmene işkence ettiğine emindim. Cebinden yüzlük bir banknot çıkardı ve barmene "Bunu taksici arkadaşa ver. Buraya kadar zahmet ettiği için teşekkür ettiğimizi söyle." dedi. Başka bir banknot daha çıkararak genç adamın cebine sıkıştırdı. Sanki sus payı verirmiş gibi bahşişini bu şekilde bırakmayı tercih etmişti.

Barmenin ortadan kaybolmasıyla tekrar sevimli bir yüz ifadesine bürünen yakışıklı yüzüne kocaman bir gülümseme yayılmıştı. Kendimden şüphe ediyordum ama sanırım onunda kafası hafiften güzeldi. Kirlenmiş gömleğimi alarak başıyla kendisini takip etmemi istedi. Bende istediği gibi onu takip ettim.

Dışarı çıktığımızda serinleyen havayla biraz irkildim. Onun deri ceketi bendeydi ve bu biraz vicdanımı sızlatmıştı diyebilirim. Bunu umursamamaya karar verdim. Çünkü iyi bir fikri olduğunu umuyordum. Bir sokakta yürümeye başladığımızda onunla bir başıma ne yaptığımı soruyordum kendime. Sonrasında ne düşündüğümü tekrar unutuyordum.

Ücretsiz bir parka geldiğimizde burayı hatırladığımı düşündüm. Gelişigüzel park edilmiş onlarca araç vardı. Sanırım bizde onlardan birine binecektik. İçimde hala tereddütle bunun nedenini sormam gerektiğini soran tarafım sustuğunda ne düşündüğümü yine unutmuştum. Sanırım alkole olan dayanıklılığım geçen yıllar içinde körelmişti. Yine de düşünebildiğim için memnundum.

Sonunda artık yürümediğimizi farkedince önünde durduğumuz arabaya baktım. Adam Mercedes'e biniyordu ve tamamen sıradan yerel bir bara geliyordu öyle mi? Sanırım şuan karşımda baba parası yiyen bir zengin züppesiyle karşı karşıyaydım. Barmene bıraktığı banknotları düşününce bu fikrimde haklı olduğuma kanaat getirdim.

Serkan'ın yönlendirmesi ile ön koltuğa oturduğumda yanımdaki yakışıklının dünyaya düşmek üzere olan bir meteor olduğundan neredeyse emindim. Şoför koltuğuna oturup gözlerini benim üzerimde gezdirdi. Ne yapması gerektiğine karar vermeye çalışıyormuş gibi göründü gözüme.

"Nerede yaşıyorsun?" diye sordu, bende bu sorunun cevabını düşünüyordum. "Eşyalarını yanına almış gibi görünmüyorsun. Ailen ya da arkadaşın varsa arayalım." dediğinde ağırlaşan göz kapaklarıma karşı gelmeye çalışıyordum.

"Burada yaşamıyorum. Buraya birkaç günlüğüne geldim." demeyi başardığımda genç adam otelde kaldığımı zannetmişti ya da kaldığım yeri hatırlamadığımı düşünüyor olmalıydı. "Burada kimseyi tanımıyorum." dedim ve bu konuda tamamen doğruyu söylüyordum. Ortada bir sorun vardı ki kendim hakkındaki bu bilgileri tanımadığım bir adama söylemek ne kadar güvenliydi bilmiyorum. Onun yerinde başkası olsaydı çoktan canımı yakabilirdi veya beni öldürebilirdi.

Olumsuz düşüncelerle arama set çektim. Bana gözlerini kararsızlıkla çevirdi. "Eğer korkmazsan bana gidelim diyeceğim ama kaldığın yeri hatırlıyorsan seni bırakabilirim." dedi fikrini söylediğinde.

Uykuyla uyanıklık arasında kaldığım yeri hatırlamaya çalışıyordum. O an tek istediğim şey sadece uyumaktı. Odamı hatırlıyordum ve maalesef şimdi hatırladığım tek şey odamın dizaynı ile yumuşak yatağımdı. Adres olarak nasıl tarif edeceğimi ya da yolu nasıl bulacağıma dair hiçbir fikrim yoktu. Üzüntüyle dudak büktüm ve bir an için gözlerimin dolduğunu hissettim.

"Nerede kaldığımı biliyorum ama nasıl gidildiğini bilmiyorum." dedim. "Nasıl tarif edeceğim ki?" diye sordum.

Dudak büzen halimin hoşuna gittiğine emindim. Yine yakışıklı bir meteora dönüşmüştü. "Sanırım bana gidiyoruz." dedi ve insanın yüreğini hoplatan bir gülümseme takındı. Belki de şimdi de kurtarıcı bir şövalyeye dönüşmüştü.

Benim aklımda deliksiz bir uyku hayaliyle beliren bir yatak vardı. Başka bir şey düşünmeden "Tamam." dedim ve çok geçmeden tanımadığım bu adamın arabasında uykuya daldım.

23 Ağustos 2020 13:57:55 0 Rapor Yerleştirmek Hikayeyi takip edin
1
Devam edecek... Yeni bölüm Her Pazar.

Yazarla tanışın

Yorum yap

İleti!
Henüz yorum yok. Bir şeyler söyleyen ilk kişi ol!
~

İlgili Öyküler