eclipslake Eclipsa

Bilinmeyen bir cisim Dünyaya çarptığında bazı insanlar 4 yetenekten birine sahip olur. Bebeğinden yaşlısına fark etmeksizin dağılan bu güçler nereden geliyor? Asla ortaya çıkmaması gereken sırlar gün yüzüne çıkınca... Evrende yer yerinden oynayacak. 🌠------------🔥------------🍃-----------🌠 Hangisi kazanacak? Yeni Dünya Düzenini savunan Koruyucular mı, yoksa her şeyi yakmaya ant içmiş Ninowand mı? NOT: SERİ 2 KİTAP VE KISA HİKAYELERDEN OLUŞACAKTIR.


Fantaisie Fantaisie sombre Tout public.

#turkish #ihanet #fantastik #beyaz #gri #sır #türkçe
4
1.3mille VUES
En cours - Nouveau chapitre Tous les dimanches
temps de lecture
AA Partager

Koruyucular

- Hepimizin bildiği üzere gezegenimize bilinmeyen bir cisim çarptı. Bugüne kadar görülmemiş bir cisim olmakla birlikte, çarpışmanın hiç beklenmedik sonuçları oldu. İçimizden bazıları asla sahip olamayacakları yeteneklere sahip oldular.

Koruyucu Sözcüsü için sahnenin o bunaltıcı etkisinin zerre önemi yoktu. Avını gözleyen heybetli bir kartalı ve narin bir serçeyi aynı anda yaşatan ses tonu bütün salonu etkilemişti.

Adı gibi ela olan gözleriyle salonu süzmeye ve sıcacık bir gülümsemeyle şakımaya devam etti.


-Tüm kalbimle inanıyorum ki bu salonda olan herkes güçlerin iyilik için kullanılabileceğinin farkında. Ama bazıları bu güçleri olanlara aykırı , ucube hatta canavar diyecek kadar sığ kafalıydı. Neyse ki bu insanların sayısı bizden az.

Üst rütbeden pek çok kişinin suratı limon emmiş gibi ekşimiş, hatta bazılarının yaşadığı talihsiz anılar göz önüne gelmiş olmalıydı ki gözleri bir ayrı bakar olmuştu. İşte Ela da onlardan biriydi.

-Tabi bazı yetenek sahipleri, sahip oldukları nimeti kendi çıkarları için kullanıyor. İşte biz bu tür insanların önünde duruyoruz, onları engelliyoruz. Biz bu yüzden buradayız. Koruyucular olarak bizim amacımız yeni dünya düzenini engelleyenlerin tepesine çökmektir. Sizlere baktığımdaysa Koruyuculara olan inancım artıyor. Sizler, 6 yıllık çetin bir eğitimi başarıyla geçtiniz. Aranızda bu tür güçlere sahip olanlarda var, olmayanlarda... Ama hepinizin amacı aynı. Benim ve buradaki 8000 koruyucunun amacı gibi. Sizler bizim geleceğimizsiniz. Hepiniz için tek tek tebriklerimi sunuyorum. Artık sizler Koruyucu Akademisinin mezunlarısınız.


📷


Salonun her yerinden alkış sesleri geliyordu. Herkes ayağa kalkmıştı. Çaylağından en rütbelisine kadar...

- Bugün 21 Eylül. Ülkenin her yerinde fırtına uyarısı verildi. İnsanlar fırtına yüzünden işlerine bile gidemiyor. Ama sizler buradasınız. Buraya gelmeniz bile benim ve tüm Koruyucular için bir şereftir. Şimdi sözü Koruyucular Akademisi onursal başkanı- ayrıca Koruyucuların lideri- Safir Sarıkaya ya bırakıyorum.

Kürsünün arka kısmında kalan cam bölmeli kısımda oturan bir kadın ayağa kalktı.


31 yaşında olmasına rağmen daha yaşlı gözüküyordu. Geçen yılların üstünde kötü bir etki bıraktığı aşikardı. Bu yıllar onda tanımlanamaz paranoyaklığın yanı sıra sert bir mizaç bırakmıştı. Cam balkondan çıktığından beri adımlarının gücü tüm salonu inletiyor, mutlak otoritenin gücünü ise herkes iliklerine kadar hissediyordu. Sahneye geldiğindeyse saçındaki tek portakal renkli saç tutamını geriye attı, aynı renk olan ceketi sahne ışıklarından parlıyordu. Çimen yeşili gözleri ise sürekli tetikteydi. Karşısında mükemmel altıgen biçimi şeklindeki salonda oturan 10.000 kişi ona bakıyordu. O da onları hakimane bir edayla süzmeye başladı.


Yukarıdan öğrencilere bakarken hepsinin sıkıldığını çıkarmıştı gözlerinden. Ama şimdi onlara baktığında hepsinin ona hayranlıkla baktığını gördü. Yüzünde bir tebessümle konuşmaya başladı.

-Öncelikle bu güzel konuşma için sözcüm ve can dostum Elaya teşekkür ediyorum. Amacımızı ve bu işi neden yaptığımızı ben bile onun kadar güzel anlatamazdım. Ama lafı uzatmanın anlamı yok. Önümde oturan sizlere baktığımda hepinizin bu konuşma işlerinin bitmesini ve işlerine başlamak istediğini çıkarıyorum. Bu işe ilk başladığımda ben de sizler gibiydim. Ama benim yanımda canımdan çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. Ne yalan söyleyeyim başta anlaşamazdık. Hatta sayısız kez onu boğma isteğim olduğunu söyleyebilirim. Ama akıl hocam sayesinde ben onu o da beni anladı. Bir takım için güven ve destek çok önemlidir. Onun sayesinde yıllarca omuz omuza sayısız başarılı işe imza attık. Tabii bir o kadar da düşman edindik. Her şeyin sonunu böyle olacağını asla tahmin edemezdim.

Safir fark etmemişti ama sözcükler yavaş yavaş fısıltılara dönüşüyordu. Gözlerinin karardığını hissetti ki bu kontrolünü kaybettiğini gösteriyordu. Ama birkaç saniye sonra tekrardan eski haline döndü.

-Size verebileceğim tek nasihat şudur. Arkadaşlık kuracağınız kişiler, bir süre sonra sizin için arkadaştan daha fazlası oluyor. Kardeşiniz oluyorlar. Bizler hiçbir zaman sadece kendimizi düşünemeyiz. Öncelikle bize güvenen halk başta olmak üzere burada çalıştığınız kişiler üzerinde de sorumluluğunuz var. Bazen hayat size kötü sürprizler yaşatabilir. Canınızdan çok sevdiğiniz birini sizden sonsuza kadar alabilir. Eğer buna hazır değilseniz... hazırlıklı olun.

Birkaç saniye sessizliğin ardından birkaç kişi alkışladı. Ama onlarda refleks olarak alkışlıyordu. Büyük çoğunluksa derin bir tartışmaya girdi.


Herkes yavaş yavaş Ana Bina'nın en geniş konferans salonundan çıkıp asansörlere biniyordu. Bu insan selinin içinde kimisi aileleriyle konuşuyor, hasret gideriyor kimisi de Koruyucu Lideri'nin sözlerini tartışıyordu.

-Sizce kimden bahsediyor?

-Kendi ekibinden bahsediyordur herhalde. Hani şu dağılan ekibinden.

-Bence Zümrütten bahsediyor. Ona ihanet etmişte olsa kardeş gibi olduklarını herkes biliyor.

-Saçmalama! Hepimiz onlar hakkındaki hikayeleri biliyoruz. Ona yaptıklarından sonra ondan nefret ediyordur.

-Neden olmasın? İhanet etmiş olsa da onu özlüyordur.

-Pek affedecek biri gibi durmuyor. Safirin ihaneti affedecek biri olmadığını herkes bilir. Ayrıca ekibinden Zümrüt hariç hiçbir üyeyi bilmiyoruz.

-Onu da ihanet ettiği için biliyoruz zaten. Bu hiç adil değil. Düşmanlarımız bile bu üyelerin kimler olduğunu biliyorlardır .Bizse bugüne kadarki en iyi Koruyucu ekibi hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Zümrüt onlara söylemiştir zaten.

-Bence söyleyememiştir. O olaydan sonra hafızasını kaybettiğini duydum. Kendi adını bile hatırlayamıyormuş.

-Kaybetse iyi olur. Onun gibi bir hain daha fazlasını hak ediyor.

📷


Birkaç dakika sonra öğrenciler ve aileleri giriş katına gelmiş, 42 katı olan devasa binadan çıkış yapıyorlardı.

Öğrencilerin çoğu defalarca kez yaptıkları gibi mimari bir şaheser olan binayı inceliyordu. Zemin katta bugüne kadar başkanlık yapmış olan kişilerin portreleri vardı. Aynı zamanda hemen portrelerin önünde 4 yeteneği temsil eden bir minyatür de göze çarpıyordu. 5 farklı ışığın etkisindeydi. Turuncu, mavi, yeşil, mor ve beyaz. Bu renkler pek çok kişiye anlamsız görünse de dünyadaki en anlamlı renklerdi.


-Şu mavi jeli kim icat ettiyse suratına yumruk atmak isterdim. Her seferinde şu şeyden geçmek zorunda mıyız? Beni kaşındırıyor.

- Aynen, sanki başka alınacak önlemler yok.


Herkes Koruyucu Ana Binasının çok sıkı ve alışılmadık yöntemlerle korunduğunu bilirdi. Bunun çeşitli nedenleri vardı. Aslında 2 yıl öncesine kadar bina, gardiyanlar, kameralar ve dışarıda yer alan 11 güç alanıyla korunuyordu. Ta ki Koruyucuların en büyük düşmanı olan Ninowand, Koruyucu Ana Binasına tüm güçleriyle saldırıncaya kadar...

O olaydan sonra Koruyucular, asla eskisi gibi olamadı. Dünya genelinde 2067 Koruyucu ölmüş, 8.000 den fazla Koruyucu yaralanmıştı. Olay sonucunda tüm Koruyucular çıldırmış gibi 1 hafta boyunca o dönemin Koruyucu Başkanının istifasını istemişti. Haklılardı da. Nasıl oluyor da Ninowand, Ana Binanın güvenlik sistemini devre dışı bırakabiliyordu? Nasıl, içlerine binlerce ajan sokabiliyorlardı ve en önemlisi nasıl Dünyadaki her tesislerinin yerlerini bilebiliyorlardı? Böyle bir hata asla kabul edilemezdi. Başkan Eymen Yalçın'ın tüm çabalarına rağmen kendisi ve 8 kişilik Güvenlik komisyonu istifa ederek Koruyuculardan bir daha dönmemek üzere ayrıldı.

----------------------------&-----------------------------
İstifalardan sonra kimin yeni Koruyucu Başkanı olacağı konusunda tüm Koruyucular aynı fikirdeydi. Saldırının sonuçlarından biri de yıllardır perde arkalarında fısıltı olarak konuşulan ''Delta'' ekibinin söylenti değil de gerçek olduğunun ortaya çıkmasıydı. Güvenlik Departmanının merhum lideri Ahmet Nihat Aydın'ın kendi elleriyle kurduğu ekip...

Yıllardır konuşulan bu ekiple ilgili hala birçok şey gün yüzüne çıkmamıştı. Ama liderlerinin Güvenlik Departmanının gözde ajanlarından Safir Sarıkaya olduğu ortaya çıkmıştı. Bu ekibin en gizli operasyonlarda, baş aktör olduğu söylenmekteydi ve 5 yıldır hiçbir üyesi açığa çıkmamıştı. İstifaların ertesi günü ani bir kararla Koruyucuların onursal başkanı tarafından diğer başkanlardan üstün yetkilerle başa geçti.

Tez canlı ve güvenliğe takıntılı birisi olarak bilinen Safir böylece Koruyucular Teşkilatının 6. başkanı oldu.


Safirin yaptığı ilk iş dağıtılan ve yok olan Ana Binanın güvenlik sistemini baştan yaratmaktı. Bugün bile kimin ya da kimlerin bu güvenlik sistemini kurduğu bilinmemekte.

Kimisine göre dağılan ekibin teknik uzmanı tarafından, kimisine göre emekliye ayrılan üst rütbeli uzmanlar tarafından, kimisine göre de departman şeflerinin hepsinin ortak olarak yaptığı bir sistemdi.


Dışı kar kadar beyaz olan Ana Binadan öğrenciler ve aileleri çıkmış, Çiçekli Bahçeler olarak bilinen tamamen Koruyuculara ait olan kasabadan ayrılıyorlardı.


Korucular Teşkilatı kurulduğu ilk zamanlarda kurucular 10 dan fazla yerde karargah kurmayı denemişlerdi. Ama güçlerini kendi çıkarları için kullanan Sınırsızlar ya da bu güçlere sahip olanların yok edilmesi gerektiğini düşünen Ninowand gibi kuruluşlar sürekli kurulan karargahlara saldırıp çevre halkına zarar veriyordu. Dolayısıyla kimse de burunlarının dibinde böyle bir karargah kurulmasını istemiyordu.

Durum böyle olunca uzun zaman önce terkedilen Çiçekli Bahçeler isimli vadiye karargah kurulması kararı alındı. Burası hem şehirlerden uzak sakin bir yer hem de çevresindeki dağlardan dolayı savunumu kolay bir yerdi. 2 ay gibi rekor bir sürede tamamlanan karargah 19 yıldır Koruyucuların ayakta olduğunu tüm Dünyaya haykırıyor.

--------------------------&------------------------------

Sonunda öğrencilerin tamamı Ana Binadan ayrılmış, çalışanlar eski düzenlerine dönmüştü. Güvenlik konseyi her Pazar, Safirin ofisinde buluşup haftalık kritikleri yapalardı ama bu sefer onları bekleyen bir sürpriz vardı. Safirin odasına geldiklerinde masasında bir mesaj buldular. Mesaj şöyleydi.

-Yarın akşama kadar gelmeyeceğim. Beni beklemeyin. Eğer acil bir şey olursa vekilim Elayla paylaşabilirsiniz.

Bu mesaj üzerine Konsey acilen toplandı ama bir farkla. Bu sefer gündem Safirdi.

8 üye durmadan tartışıyordu. Safirin vekili olarak orada bulunan Ela ise büyük bir sakinlikle onları izliyordu.

-Sizce kaçırıldı mı?

-Saçmalamayın. Bariyerleri kimse geçemez. Ayrıca Safiri kaçırmak cesaret ister. Kimse buna kalkışamaz.

-Ama o zaman nerede? Böyle kaybolmak onun huyu değildir. Kesin başına bir şey geldi.

- Her ihtimali değerlendirmeliyiz. Hemen bir arama timi kuralım. 25 km civardaki her deliğe baksınlar.

- Hangi timi görevlendirelim?

- Alfa timi en iyisi.

Ela hala onları seyrediyordu.Onlar bilmese de içinden onlara gülüyordu. İçlerinde kimse Safiri onun kadar iyi tanımıyordu ve o kesinlikle arkadaşının nerede olduğunu biliyordu.


- İzninizle konuşmama izin var mı ?


Herkes bir anda Elaya baktı. Aslında kimse onun orada olduğunu fark etmemişti bile. Gerçi Ela buna alışkındı. Boşu boşuna müzakere elçisi olmamıştı. O, karşısındakileri adı gibi ela olan gözleriyle şahin gibi izler, zayıflıklarını bulmaya çalışır ve onları kullanırdı. İşinde de çok başarılıydı. Bu yeteneği Sınırsızlarla olan savaşlarında çok işe yaramış, dostlarının sayısız kez hayatını kurtarmıştı. Şimdiyse bu yeteneğini Konsey üyelerinde kullanıyordu. Bu bile onun ne kadar değiştiğinin göstergesiydi. Eskiden maceradan maceraya koşmaktan başka isteği yoktu. Şimdiyse 8 tane gürültücü kişiliğe bakıcılık yapıyordu. Her ne kadar işinden zevk almasa da işini en iyi şekilde yapmak için yeterince çalışmıştı. Çalıştığı şeyse konsey üyelerinden başkası değildi. Onlar hakkında her şeyi biliyordu. Hatta onların bile bilmediği şeyler...


-Bu sessizliği evet olarak kabul ediyorum. Öncelikle hepiniz sakin olun. Sizi temin ederim ki Safir gayet iyi. Kaçmadı ya da kaçırılmadı.

Bunun üzerine tartışma hararetlendi. En yaşlı üye olan Sör Thomas konuşmaya başladı.

-O zaman nerede sevgili kızım? Neden haftalık kritiği kaçırdı?

- Acil bir işi çıktı. Özel bir iş.

- Sevgili çocuğum sen buna inanıyor musun? Hepimiz biliyoruz ki Safirin Koruyuculardan başka hayatı yoktur. Burası onun hayatı. Özellikle de Nihat gittiğinden beri...

Ela yavaş yavaş nefes aldı. Bu doğruydu. Nihat Başkandan beri Safir ne dışarı çıkıp eğlenmiş ne de ailesiyle görüşmüştü. Ne kadar onu bundan vazgeçirmeye çalıştıysa da her zaman konuyu saptırmaya çalışıyordu ve artık bundan çok sıkılmıştı. Artık biliyordu ki Safir de en az kendisi kadar sıkılmıştı. Arkadaşının nerede olduğunu ve neden oraya gittiğini gerçekten biliyordu ve şu anda ona ihtiyacı olduğunu da. Ama bunu onlara söyleyemezdi. En azından tüm doğrularıyla...

- Doğru, öyle özel bir iş değil. Koruyucularla ilgili bir iş.

- O zaman bize söylemende bir mahsur yok değil mi?

Artık herkes yanındaki kişilerle derin bir kritiğe dalmış gibiydi. Ela veya onun sözlerini dinlemek gibi bir kaygıları yoktu. Sadece Sör Thomas, Elaya doğru keskin bakışlar atarak cevap istediğini belirtiyordu. Ela derin bir nefes aldı. Tabi ki de onlara doğruları söyleyemezdi. Söylerse adı gibi emindi ki Safir i küçük düşürecekti. Çünkü onların gözünde Safir, demir bir yumruk gibiydi. Ne duyguları vardı ne de hisleri... Ama o bunların doğru olmadığını bilecek kadar Safirleydi.


- Safir bariyerleri ve sistemi yapan kişiyle buluşmaya gitti.


Odada bir anda tüm sesler kesildi. Herkes bu habere şaşırmıştı. Hatta Sör Thomas bile.

- A öyle mi? Umarım bariyerlerle ilgili sorun yoktur.

-Sadece rutin kontrol. Kadmiyum seviyesi gibi teknik ayrıntılar.

-Peki biz bu önemli şahsiyetle ne zaman tanışıyoruz?

-Hiçbir zaman. Siz de biliyorsunuz ki kimse onunla tanışamaz. Bizim ve onun güvenliğ...

- Gerçekten biz neden onunla tanışamıyoruz!!? Biz Koruyucuların meclisiyiz. Buna hakkımız var.

- Gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz Vahit Bey? Hatırladığım kadarıyla bu kararı ortak almıştınız. Nedenini hatırlıyorsunuzdur.

Vahit Beyin yüzü kıpkırmızı olmuştu. Nasıl unutabilirdi ki?

-Yine de ben hatırlatayım. Büyük saldırının olduğu gün hatırladığım kadarıyla en iyi arkadaşınız güvenlik bariyerlerini indirmiş ve 69 askerimizi tek başına öldürmüştü değil mi? Sizi derinden sarmış bir olay olsa gerek. ''Dostunun ihaneti düşmanının saldırısından daha çok acı verir.''


Herkes Elaya ve Vahit Beye bakıyordu. Normalde kimse Vahit Beye hayır demeye bile cesaret edemezdi. Koruyucular kurulduğundan beri buradaydı. Kariyeri boyunca sayısız haini ve kaçağı yakalamıştı ama hainlerin en azılısı onun burnunun dibindeydi ve o bunu fark edememişti. 20 yıllık arkadaşı hem onu hem gerçek hem de mecazen sırtından vurmuş hem de kendi timinin büyük bir kısmını öldürmüştü. Bu olaydan sonra 8 ay psikolojik terapi almıştı. Bunu herkesten gizlemişti ama Ela bunu biliyordu. Hatta psikoloğunun kurduğu cümlelere kadar. Yumuşak noktasından vurulmuştu. Şimdiyse Ela Vahit Beye bakıyordu. Vahit Beyse ondan gözlerini kaçırıyordu.

-Eğer başka sorunuz yoksa Kritiği bensiz yapmanızı rica ediyorum. Çünkü benim de acil bir işim var.


Yavaşça sandalyesinden kalktı ve dev gibi olan kapıdan dışarı çıktı. Şimdiyse asansördeydi. Normalde asansörlerden nefret ederdi ama hem acelesi vardı hem de 42 katı merdivenle inmek istemiyordu.


Safirin ofisi Ana Binanın en üstündeydi. Arkadaşının lider seçildiği gün hala aklındaydı. Öğrenir öğrenmez harabeye dönmüş olsa da Ana Binaya çekidüzen vermeye başlamıştı. Tamir tamamlandığındaysa ilk ona, hangi odayı istediği sorulmuştu. Normalde eski başkanın odası binanın tam ortasındaydı. Ama orası binanın en hassas noktası ve saldırılacak ilk yerdi. Bu yüzden Ninowand, ilk saldırıyı Başkanın odasına yapmıştı. Attıkları bomba 20 katın çöküşüne neden olmuş, düşen parçalarsa teknik laboratuvarların büyük bir kısmına hasar vermişti. Mimarlar giriş katların bariyerler sayesinden en korunaklı yerler olduğunu söyleyerek Başkan Odasını bu katlardan birine yapmayı önermişti. Safirse verilen tüm tavsiyeleri yıkarak en üst katı istediğini söylemişti. Ona neden en üstü ofisi olarak istediğini sorduğunda cevabı çok şiirsel olmuştu.


Artık kartallar gibi olmalıyız. Düşmanlarımızı görmek için...

Artık yıldızlar gibi olmalıyız. Karanlıkta bile parlamak için...


Sonunda dışarı çıktı. Gideceği nokta buradan çok uzaktaydı. Araca ihtiyacı olduğunu biliyordu. Tam da onun şansına tüm minipodlar kullanımdaydı. Geriye sadece küçük bir motosiklet kalmıştı. Mecbur kaderine razı oldu. Safirin ona ihtiyacı vardı.

--------------------------&-------------------------------

Uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından hedef noktasına varmıştı. Arkadaşının yanına geldiğinde ay çoktan yukarı çıkmıştı.

- Burada olduğunu tahmin etmiştim.

Şimdiyse arkadaşına bakıyordu. Çok bitkin görünüyordu. Normalde sürekli tehlikeli biçimde parıldayan gözleri şimdiyse solgun, hatta karanlıktı.

- Burada ne işin var? Neden buraya geldin?

- Her zamanki gibi senin için endişeleniyorum. Seni bulmak zor olmadı. Özelliklede bugün ne olduğunu düşünürsek.

Safir şimdi arkadaşının gözlerine bakıyordu. Biliyordu. O da en az onun kadar üzülüyordu ama yine de onun için gelmişti. O bunları düşünürken Ela yanına oturmuştu bile.

📷

- Buranın ne kadar tehlikeli olduğunu biliyorsun değil mi? Aşağı düşersen çok acı verici bir son olur.

-Evet biliyorum. Ama burası bana onu hatırlatıyor. Düşündüğü zaman buraya gelip sabaha kadar otururdu.

Safir ve Ela şu anda Matsa Dağının en tepesindeydi. Okyanusla aralarında sivri taşların bulunduğu huş ağaçlarıyla dolu olan dağın en kıyısında oturuyorlardı. Ay üstlerine ışığını sererken ikisinin de yüzleri aydınlandı. Safirin portakal renkli saç tutamı ay ışığında kırmızıya dönüşüyordu. Elanın kestane renkli saçlarıysa kül rengi gibi görünüyordu.

-Safir, onun ölmediğini biliyorsun. Sadece uzakta. Neden onunla temas kurmuyorsun?

- Gerçekten onunla temas mı kurayım? Sen ciddi misin?! Eğer onu bulurlarsa ona neler yapabileceklerini biliyorsun. Ona işkence edip öldürürler. Hem o tilki Zümrüt işleri zaten karıştırdı. Ninowand'a kim bilir neler anlattı.

-Sen de biliyorsun. Zümrüt onlara sen ben ve Kayra hariç hiçbir şey anlatamadı. Anlatsa bilirdik.

-Kayra demişken o nerede?

-Batı Sahiline gitmiş. Söylediğine göre Nötron silahlarında arıza çıkmış. Küçük bir aksaklık ama orada olması gerekiyormuş.

Elanın aklına birden bir fikir geldi.

- İstersen Kayradan telefon numarasını alabiliriz.

- Dur bir dakika. Kayrada onun numarası mı var? Bunun ne kadar tehlikeli olduğunu biliyorsun.

-Hadi ama. Biraz merhametli ol. Onu senden ve benden daha fazla özlüyor. Sonuçta sevdiği kadını 2 yıldır görmüyor.

-Eğer onu sevseydi güvenliğini de düşünürdü. Aptal, aldığımız onca önlemi mahvedecek.

Ela buna dayanamazdı. Arkadaşının kızdığı zaman çekilmez olduğunu biliyordu ama dayanamıyordu. Aşk konusunda her zaman hassas olmuştu.

-Sen ne dediğinin farkında mısın? Kayra onun için Sınırsızları bıraktı. Sınırsızlar hâla onun kellesini istiyor. Ayrıca kaç kez onun hayatını kurtardı.

-Bir o kadar da tehlikeye soktu. Unuttun mu az kalsın onu öldürdüğünü.

Safir artık fısıltıyla konuşuyordu. Sözcükler kendiliğinden, onun isteği olmadan çıkıyordu. Yine gözlerinde karanlığı hissediyordu. O günü asla unutamıyordu. Gözlerinin önünde canından çok sevdiği, kardeşi olarak gördüğü kişi Sınırsızların en ölümcül silahıyla vurulmuştu. Tam 1 ay boyunca kendine gelememişti. Kendine geldiğindeyse sanki başka bir boyutta gibiydi. Hayatında hiç bu kadar çaresiz hissetmemişti.

- Safir, bu Kayranın hatası değildi biliyorsun. Onu yanlışlıkla vurdu.


Ay artık daha da yükselmişti. Bir süre kimse konuşmadı. Rüzgar yavaş yavaş şiddetini arttırıyordu. Arttırdığında da uzaklardan hafif bir melodi duyuluyordu. Çevredeki ağaçlarda melodiye yapraklarıyla eşlik ediyordu. Ela artık dayanamıyordu. Arkadaşının bu dağılmış hali ona kendinin pek de hoş olmayan anılarını anımsatıyordu. Bir süredir tuhaf bir şeyler olduğunu fark etmişti. Normalde Safir, konuşkan ve cana yakındı ama son zamanlarda sessizlik yemini etmiş gibiydi. Ama onu en rahatsız eden şey başkaydı. Safir dostlarının gözlerinin içine bakardı. Bu onun çizgisiydi ama Safir 2 yıldır sadece ufka bakıyordu. Başta neden böyle davrandığını anlamamıştı ama sonunda anladı. Şimdi bunu konuşmanın tam zamanıydı.


-Safir. Benden sakladığın bir şey olduğunu ve bana anlatmak için yanıp tutuştuğunu biliyorum. Ama anlatamayacağını da biliyorum. Ama lütfen artık benimle konuş.

Safir şaşkınlığını gizleyemedi. Bunu kesinlikle beklemiyordu. Hiçbir zaman duygularını kontrol edememişti. Bunun olacağını, Eladan hiçbir şeyin kaçmayacağını biliyordu.

-Nereden anladın?

Ela'nın yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi.

- 2 yıldır bana tuhaf davranıyorsun. Ne zaman onun hakkında konuşsak -ki bu çok sık oluyor- bakışlarını benden kaçırıyorsun.

Ela artık gülüyordu

- Ayrıca sen hiç saçına boya sürecek biri değilsin. Özelliklede turuncuyu.

Safir derin bir iç çekti. Korktuğu başına gelmişti.

- Haklısın. Sana söylemeyi istiyord...

Ela artık Safirin gözlerinin içine bakıyordu.

- Safir, bana açıklama yapmak zorunda değilsin. Sen benim dostumsun. Bunu istemediğini biliyorum ama benden her ne saklıyorsan bu sırrın seninle mezara girmesi gerektiğini anlıyorum. Ama lütfen, artık benimle konuş. Ben eski Safiri özledim. Neşeli, hayat dolu olanı. Karamsar ve mutsuz olanını değil. Sana ne oldu?

-Üzgünüm. Böyle hissettiğini bilmiyordum. Ben sadece...kafam çok karışık...

Ela arkadaşına baktığında Safirin gözünden 2 damla gözyaşının denize karıştığını gördü. Bugüne kadar arkadaşının bir kez bile üzgün görmemişti ama şimdi hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

-Ben korkuyorum Ela. Mert'i kaybettiğim gibi, Nihat Hocayı kaybettiğim gibi, Zümrüt'ü kaybettiğim gibi onu da kaybedemem. Seni de kaybedemem. Hepsi benim hatam, bütün bu olanlar...

-Safir, ben her zaman burada olacağım. Yanında. Zümrüt senin hatan değildi. O kendi yolunu seçti. Ninowand onun acısını ve zayıflığını kullandı. Bunu sen de biliyorsun. Nihat Hocaya olanlar onun hatasıydı. Onun zayıflığı yüzünden hepimiz acı çektik. En çok da sen çektin. Ama güçlü olmalısın. Nihat Hoca bu halini görse ne derdi! Ne diyeceğini ikimizde biliyoruz.

Safir artık 2 yıl boyunca içinde birikmiş zehri kusuyordu.

- Gözümün önünde onu götürdüler. Onu, sonuna götürdüler. Zümrüt nasıl olurda böyle bir şey yapar? Anlamıyorum Ela nasıl?

-Onu bulacağız! Yapacağımız son şey bile olsa onu bulup yaptıklarının cezasını vereceğiz.

Zaman kavramı artık anlamını yitirmişti. Sabaha kadar uçurumda kaldılar. Güneş doğmaya başlamıştı. Gökyüzü, gece mavisinden açık bir sarıya evriliyordu. Yıldızlarsa bir bir sönüyordu. Ela uyumuştu ama Safir gözünü bile kırpmamıştı. Bütün gece boyunca düşünmüştü. Geçmişini, bugününü ve geleceğini... Artık ne yapması gerektiğini biliyordu. Elayı uyandırmamak için yavaşça ayağa kalktı ve yürümeye başladı. Çalıların arkasına sakladığı kutuyu çıkardı. Onu çıkardıktan sonra Elayı kaldırmak için döndüğünde Elayı ona bakarken buldu. Ama bu sefer ona bakarken yüzünde derin bir rahatlama vardı.

-Daha iyisin değil mi? Konuşmak en iyi ilaçtır.

-Evet, daha iyiyim.

Ela Safirin elindeki kutuyu görünce yüzüne bir aydınlanma geldi.

- Ben de buraya nasıl bu kadar çabuk geldiğini merak ediyordum. Bilgin olsun sakın buraya motorla gelmeye kalkma. Yollar tam bir cehennem.

- Gerçekten motorla mı geldin?

- Tüm planörler kullanımdaymış. Arabalar ve minipodlar da... Bunu bulana kadar tüm garajları gezdim. Hadi buradan gitmiyor muyuz. Açlıktan ölüyorum. Ayrıca seni bekleyen ve çok kızgın olan bir Meclis var. Sanırım Vahit Beye bir özür borçlusun. Benim adıma.

- Ona tam olarak ne söyledin?

- Onu herkesin içinde azarlamış olabilirim, olmayadabilirim. Bana öyle bakma. Çok canımı sıkmıştı. Ayaklarını çelişi, sözümü kesmesi, bana öyle yayvan yayvan bakması. Gerçekten çok sinir bozucuydu.

Normalde diğerleri Ela'nın neden böyle davrandığını anlamazdı ama Safir anlıyordu. Sonuçta beraber 11 yıl geçirmişlerdi.

Elanın edindiği nadir arkadaşlardan biriydi Safir. Zaten hiçbir zaman 2 den fazla arkadaşı olmamıştı. Bunun nedeniyse Ela'nın farklı olmasıydı. Başta, insanları okuma yeteneği yüzünden pek çok kez yalancılık ve iftirayla suçlanmıştı. Sonraysa Yıldızlar Çağı ile telekinezi gücüne sahip olmuştu. Ailesi zaten ona zor katlanıyordu. Bir de üstüne telekinezi yeteneği gelince öz anne ve babası onu reddetti. Neredeyse tüm sülalesi onu reddetmişti. Tam yurda gitmek için hazırlandığında hayatının en büyük sürpriziyle karşılaştı. Yıllardır görmediği teyzesi onun için gelmişti. Geldiğinde o da hoş karşılanmamıştı ama teyzesi Elanın hiç beklemediği bir şeyi yapıp tüm ailesini reddetti ve onu alıp onlardan çok uzağa götürdü. Neden bunu yaptığını sorduğundaysa teyzesinin cevabını hiç unutmuyordu.


-Ela, seninle ben yıldızlar gibi parlak, ateş gibi canlıyız. Onlarsa balçık gibi yapışkan ve koyu. Ne sen ne de ben onlara ait değiliz.


Ela düşüncelere dalmışken Safir, kutuyu yapraklardan temizliyordu. Kutu yere koyar koymaz açılmaya başladı. Ama çaprazlara ye yanlara. Birkaç saniye sonra kutu, bembeyaz bir kaykaya dönüşmüştü. Dönüşür dönüşmez de Ela ve Safiri taramaya başladı. Tarama tamamlandığındaysa kaykay ortadan 2 ye bölündü. Safir kaykaya bindiğinde kaykay birden canlı bir turuncuya büründü ve ortasında hız sembolü belirdi. Elanınki ise çok açık bir turkuaza büründü ve ortasında telekinezi işareti belirdi.

-Şu renklerin olayını bir türlü anlayamadım. Neden her bindiğimizde çıkıyor ki?

Safir arkadaşına çokbilmiş bir ifadeyle baktı.

- Renkler konusunda her zaman takıntılıydı. Unuttun mu ilk geldiğinde dinlenme odasının sarı renk olması gerektiğini söyleyip durmuştu. Nihat Hocanın başının etini yemişti.

İki arkadaşta gülmeye başladı.

-Güzel günlerdi.

İkisi de bindiği anda ayakları kaykaylara görünmez bir güç tarafından kenetlendi. Kenetlendiği anda da kaykaylar havalanmaya başladı.

-Ela, bir şey unutmuyor musun? Eğer bir araç daha kaybedersen Demirin bize bir daha araç vereceğini sanmam.

Ela bunun üzerini ellerini çalıların orada duran motora yöneltti. Birkaç saniye sonra motorun etrafında mavi bir ışık belirdi ve Elaya doğru havalandı.

-Motoru düşürmezsin değil mi? Demirle tartışmaya hiç niyetim yok.

-Merak etme. Ben bu ellerle koca yolcu uçağını bile durdurdum. Bunlar bana vız gelir.

Şimdiyse iki arkadaşta yüklerinden arınmış huzur içinde içinde karargaha gidiyordu. Bilmedikleri şeyse bu huzurun geçici olduğuydu. Çok kötü günler geliyordu. Hem de çok...

23 Novembre 2022 16:46:12 0 Rapport Incorporer Suivre l’histoire
3
Lire le chapitre suivant En Büyük Tehdit

Commentez quelque chose

Publier!
Il n’y a aucun commentaire pour le moment. Soyez le premier à donner votre avis!
~

Comment se passe votre lecture?

Il reste encore 23 chapitres restants de cette histoire.
Pour continuer votre lecture, veuillez vous connecter ou créer un compte. Gratuit!

Yıldızlar Çağı
Yıldızlar Çağı

İnsanlığın dönüm noktalarından olan Mayalara göre Kıyamet, 21 Aralık 2012 de kopacaktı. Ama o tarih geldiğinde tahminlerin aksi bir şey oldu. Bilinmeyen bir cisim Dünyaya çarptığında bazı insanlar 4 yetenekten birine sahip oldu. Bebeğinden yaşlısına fark etmeksizin dağılan bu güçlerin kaynağı ne? En savoir plus Yıldızlar Çağı.