2
2.7mil VISITAS
Completado
tiempo de lectura
AA Compartir

Dedemin Cenazesi


Rafet dedem ölmüş, biz cenaze için caminin avlusundayız.

Ben küçüğüm daha, ilkokul 4 ya da 5. Yanımda bir kaç çocuk daha var. Avluda babam, en yakın arkadaşlarından Marif amca ve diğer arkadaşları komşular, akrabalar filan var. Ezan okunuyor, namaz kılınacak sonrasında cenaze namazı ve mezarlığa gidilecek. Her şey normal olması gerektiği gibi yani.

Adamın biri geliyor caminin avlusuna, paltolu, şapkalı, ince uzun bir adam, kılık kıyafet düzgün, dikkat çekici bir özellik yok bana göre. Nedense avludaki diğer abiler ve amcalar bir tuhaflaşıyor. Her gören diğerine bir mimikle veya hafifçe seslenerek gelen kişiyi gösteriyor.

Ne yani adamın biri geldi işte, neden böyle herkes bir tuhaflık varmış gibi tedirgin oldu?

Adam Marif amcaya doğru gidiyor ve babamı soruyor:

“Coşkun nerede?”

Marif amca saygılı bir şekilde:

“Buralarda, şimdi çıkar ortaya efendim” yanıtını veriyor. Marif amca bile bu adam karşısında bir farklı duruş sergiliyor.

Dediği gibi babam birazdan içeriden bir yerden geliyor, adamı görünce doğruca ona ilerliyor. Babamın konuşmasına fırsat bırakmadan adam bana ilginç gelen bir şey söylüyor:

“Başımız sağolsun, babamızı kaybetmişiz”

Kim bu adam?

Nasıl yani? Gelen herkes “başın sağolsun” veya “başınız sağolsun” şeklinde konuşurken bu adam kim ki dedem onun da babasıymış gibi konuşuyor? Dikkatlice bakıyorum yüzüne ama tanımadığım bir akraba olabilir mi? Kimseye benzetemiyorum.

Etraftakiler halen tuhaf tuhaf bakınıyorlar ama adam onlara doğru döndüğünde bakışlarını kaçırıyor veya başlarını öne eğiyorlar. Demek ki adamın kim olduğunu biliyorlar, tanıyorlar. Ben tanımıyorum nedense bu kadar kişinin bildiği adamı. Ama neden herkes mesafesini koruyor ve çekiniyor gibiler? Anlamıyorum.

Camideki namaz bitiyor ve hoca geliyor, abdesti olmayan abdest alsın, birazdan başlayacağız diyor. Babam ve Marif amca adbest almak için muslukların olduğu yere doğru ilerlerken o adam da peşlerinden gidiyor. Bu duruma çevredekiler öncekinden biraz daha farklı tepkiler veriyorlar sessizce, gözler daha da açılarak bakılıyor, kaşlar kalkıyor filan.

Adam babamla Marif amcanın arasındaki musluğa geçiyor ve abdest almaya başlıyorlar. Sanki biraz yavaştan alıyorlar gibi geliyor bana... hmmm evet, evet yavaş yavaş yapıyorlar hareketlerini. Adam bir babama doğru dönüyor bir Marif amcaya dönüyor, o zaman anlıyorum yavaşlığı. Ona ne yapılacağını göstermek için acele etmeden abdest alıyorlar, sanki hafifçe ona doğru dönmüşler, ne yaptıklarını görsün diye... Ne yani bu adam abdest almayı bilmiyor mu? Ben bile küçücük yaşımda öğrenmiştim, zor bir şey değil ki? Bu yaşına kadar öğrenememiş demek ki!

Tuhaflıklar katlanarak gidiyor yani.

Gerçi bu gittiğim ilk cenaze namazı, ilk kez birini mezarlığa götürüp gömeceklerine tanık olacağım. Belki de vardır böyle insanlar, kocaman olup yine de abdest almayı bilmeyen!

Neyse, büyüklerimizin dediği gibi biz cami avlusunun bir kenarında duruyor, sessizce uzaktan izliyoruz, çocuğuz ama ciddi ve ağır bir iş bu ölüm, cenaze, mezarlık, gömmek filan. Farkındayız, cıvıtacak bir şey yok. Akıllı ve söz dinleyen çocuklarız yani.

Cenaze namazı

Abdest işi bitince yavaşca geliyorlar, tabutun olduğu taşa doğru yaklaşıyorlar, hoca:

“Şöyle iki sıra üç sıra yapalım” diyor.

Babam ve Marif amca en ön sıradalar, dönüp adama doğru bakıyorlar ve ona doğru belli belirsiz el hareketi yaparak gelmesini isteyip aralarında yer açıyorlar. Adam sanki çağırılmayı beklemiş gibi bunu görüyor ve yavaşça ilerliyor öne doğru, ikisinin arasında duruyor.

Diğerlerinin bakışları ve duruşlarındaki tuhaflık iyice belirginleşince adam durup kafasını kaldırıyor:

“Neye bakıyorsunuz?” diyor, sesi ciddi ama yüksek değil.

Yanıt veren olmuyor ama herhalde umduğu tepkiyi alamadığı için olsa gerek bir şeyler daha söylüyor:

“Tamam, ben müslüman değilim ama burası Allah’ın evi değil mi? Biz de kafir değiliz, aynı Allah’a inanıyoruz. Sevdiğim bir kardeşimin babası benim de babamdır. Ben sizlerin cenazede ne yaptığınızı çok bilmem, dualarınızı hiç bilmem ama siz ne yapıyorsanız onu yapmaya çalışıyorum. Ben kendi bildiğim duaları edeceğim, babamıza saygımı sunacağım. Lütfen.”

Aaa! Adam müslüman değilmiş! Başka dinden yani! İlk kez farklı dinden bir adamla karşılaşıyorum. Hafif bir heyecan çocukca... Deli gibi merak ediyorum kim bu adam? Dini ne? Onlar nasıl tapınıyor acaba, neler yapıyorlar?

Cenaze namazı bitti. Bizimle birlikte mezarlığa geldi. Dedemin mezarına toprak attı ve babamla Marif amcaya dönüp tekrar “başımız sağolsun” dedi, gitti.

Babam o sırada yanına gelenlerle çok meşgul olduğu için ben kenarda duran Marif amcaya sordum ve yanıtımı aldım:

“O bizim fabrikanın sahibi, patronumuz. Yahudi o.”

O adam! Ben onunla ilgili başka bir şey hatırlıyorum...Bana anlatıldığı zaman daha küçüktüm, babamın patronu o adam!

Ev yapmak zor iş, ustalar daha zor!

Bizim ev yapım halindeyken babamın anlaştığı usta bir haltlar ediyor. Annem durumu farkedip babama bir komşunun çocuğu ile haber yolluyor. Babam acele geliyor ve ustaya diyor ki neler oluyor?

“Abi ben bu işden zarar ettim, bırakıyorum, gidiyorum”

“Peki kardeşim madem öyle bir konuşsaydık, sen kaçar gibi gidiyorsun. Üstelik kamyona benim malzemeleri de yüklemişsin. Bu demirleri, çimentoları ben aldım, sen getirmedin ki! İndir benim malzemelerimi, al kendi küreğini testereni çek git” diyor.

Sonrasında ne yapacağını bilemeden sıkıntılı bir şekilde yine işinin başına dönüyor. Oturuyor koltuğuna, masaya dirseklerini koyup avuçlarını yanaklarına dayıyor, düşünüyor. Dalıyor.

O sırada patron koridordan geçerken görüyor, durup sessizce uzaktan bir süre izliyor. Gidip yardımcısına diyor ki bana Coşkun’un yakın arkadaşlarından birini getirin, kimseye bir şey demeyin. Marif amcayı getiriyorlar.

“Coşkun’un nesi var? Çok sıkıntılı görünüyor? Çocuklar iyi mi?”

“Evet iyiler ama evin yapımı konusunda sıkıntı var. Usta yarım bırakıp adamlarıyla gitti.”

“Peki. Sen ona bir şey deme lütfen. Ben bir şeyler ayarlayacağım”

Ertesi gün iki usta geliyor, ikisi de Ermeni, yaşlıca adamlar.

“Biz senin evini yapacağız, ücretimizi patron ödeyecek, gel bize anlat neyi nasıl istiyorsun”

Babam patrona gidiyor, olurdu olmazdı derken patron:

“Sen benim burada fabrikadaki işlerimi yapmaya, oluşan sorunları uygun şekilde çözmeye devam et, ben senin ev işini hallediyorum”

Fabrikadan inşaat için kullanılabilecek malzemeleri de gönderiyor. Ermeni ustalar bir güzel yapıyorlar işlerini. Bir süre sonra babamı çağırıyorlar, fikrini soruyorlar:

“Nasıl? Olmuş mu istediğin gibi?”

“Evet, tabii ki ellerinize sağlık. Şu duvar bir on – on beş santim ötede olaydı daha iyi olurdu ama yapılmış artık”

Ustalar kendi elemanlarına sesleniyor:

“Gelin buraya, yıkın derhal 15 santim öteye yapacağız!”

“Yahu durun, yıkmanıza gerek yok, yapmayın...”

“Olmaz, beğenilmeyen iş yapmayız!” diyorlar. Babam sonrasında daha dikkatli değerlendirmeler yapıyor tabii, adamlar tam usta!

Teyzenin ölümü

Dedemin cenazesinden 2-3 ay sonra babam yine Marif amca ile bir cenazeye gitti. Tuhaf isimli bir yere gideceklerini söylediler, anlamadım bir türlü.

Bu kez patronun teyzesi ölmüş.

Akşama doğru babam döndüğünde bir şeyler anlattı. İlk kez bir sinagoga girdiklerini, ne yapacaklarını ve nerede duracaklarını bilmediklerini ama patronlarının yine onların arasına girerek uygun şekilde törene katılımlarını sağladığını anlattı.

Orada herkesin babamla Marif amcanın oranın müdavimlerinden değil yabancı olduklarını fark ettiklerini ama saygılı olduklarını kimsenin tuhaflık yapmadığını anlattı.

Geldikleri için patron çok mutlu olmuş, teşekkür etmiş.

---

İlkokul bitti, aynı yıl babam emekli oldu, biz oralardan uzaklara taşındık.

Koptuk o dinlerin kardeş, insanların birbirine saygılı olduğu ortamdan.

Biz büyüyünce, hoşgörü de bitti.

---

5 de Marzo de 2023 a las 10:48 1 Reporte Insertar Seguir historia
2
Fin

Conoce al autor

Comenta algo

Publica!
Biki 💫 Biki 💫
Biz büyüyünce hoşgörü de bitti... Maalesef öyle oldu. Din, dil, ırk fark etmeksizin insanların kardeşçe yaşadığı bu topraklarda kendimize bile hoşgörümüz kalmadı.
July 01, 2023, 14:20
~